Yukarıya Dön
headerfacebook headerlinkedin headertwitter headerinstagram headeryoutube

Bizi Takip Edin

Aylık Arşivler: Ocak 2019

Evcil Hayvanların Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Güncelleme Tarihi : Yazar

Çocuğunuzun yoğun ısrarlarına dayanamayıp ona bir evcil hayvan aldıysanız onu sadece mutlu etmekle kalmadınız aynı zamanda duygusal gelişimi için de büyük bir adım attınız demektir. Evcil hayvanla büyüyen çocukların psikolojik olarak daha güçlü oldukları bilimsel olarak kanıtlandı.

Çocuklar için hayvan sevgisi okşamak, sarılmak ve oyun oynamak anlamına geliyor. Evcil hayvanlar, çocukları oldukları gibi kabul ettikleri için (örneğin çekingen ya da ısrarcı) aralarında farklı bir bağ oluşuyor. Evcil hayvanların çocuklar için zamanları hep vardır, çocuğunuz bu sebeple kendini asla yalnız hissetmez. Çocukların her türlü sıkıntılarını sabırla dinledikleri ve gereksiz tavsiyelerde bulunmadıkları için de dostluklarının sonu olmaz. Ayrıca evcil hayvanlarla büyüyen çocuklarda sorumluluk duygusu da daha ileri seviyede olur. Bu çocuklar düzenli olma ve güvenilir olma konularında da bir adım önde yer alırlar. Evcil hayvanın ona ihtiyacı olduğunu bilmesi ve o hayvanın sorumluluğunu taşıması sebebiyle çocuklardaki özgüven duygusu da desteklenmiş olur.

Evcil hayvana sahip olan çocukların bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğu ve ilerleyen yaşlarda daha az hastalandıkları da bir diğer gerçek. Köpek bakan aileler sık sık temiz havaya çıktıklarından daha sağlıklı oldukları biliniyor. Köpekleriyle yürüyüş yaptıkları için hem hareket etmiş oluyorlar hem de televizyon karşısında daha az vakit geçiriyorlar. Evcil hayvanlar tüm aile bireylerinin stresini alıyor. Örneğin sakin ve huzurlu bir kedi, etrafına da aynı pozitif enerjiyi yayıyor.

Hayvanlar alerjiye neden olacaklar diye bir genelleme yapmak doğru olmaz. Fakat araştırmalar, bebekliğinden itibaren hayvanlarla büyüyen çocuklardaki alerji riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Evcil hayvan beslemek konusunda dikkatli davranmak istiyorsanız şunlara dikkat edebilirsiniz:

Kafeste yaşayan bir hayvana sahipseniz, kafesin çocuğunuzun odasında kalmamasına özen gösterin.
Kedi ve köpeklerin çocuğun yatağına çıkmalarını engelleyin.
Beslediğiniz hayvanın düzenli olarak bir veteriner tarafından muayene edilmesini sağlayın, aşılarını aksatmayın.
Hayvanlara temas ettikten sonra ellerini yıkaması gerektiği konusunda çocuğunuzla anlaşın.
Evde sadık bir dostun olması tüm aileye iyi gelecek!

Yayınlanan Genel |

Yavru Kedinizle Veteriner Hekime İlk Ziyaret

Güncelleme Tarihi : Yazar

Kedinizi aldığınız gün yada ertesi günü veteriner hekimininize götürüp genel bir kontrolden geçirmeniz onun sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır. Bilindiği gibi yavrularda bağışıklık sistemi tam olarak gelişmediğinden hastalığa yakalanma riskleri fazladır. Bu hastalıkların bazıları ölümcüldür. Zamanında yapılacak bir kontrol böyle bir hastalığa yakalanmış yavrunun yaşama şansını artıracaktır.

Veteriner hekiminiz kedinizin kulaklarını, gözlerini, burnunu, ağzını, dişlerini, derisini ve ateşini kontrol edecek ve herhangi bir sorun olup olmadığına bakacaktır. Kemik gelişimi, vücut büyüklüğü, kilosunun uygun olup olmadığı, hangi mamayı yemesi gerektiği, beslenme düzeni ve yemesi gereken mama miktarı gibi konularda sizi bilgilendirecektir.

Diğer ihtiyaçlarınız (mama kabı, oyuncak, fırça…) konusunda da size yol gösterecektir. Önemli olan diğer bir nokta da yavru kedilerde ihmali halinde ciddi sorunlara yol açabilen parazitlerin varlığıdır. Kancalı ve şerit parazitler gibi birkaç bağırsak paraziti türü yavru kedinizin bedeninden beslenir. Bu parazitler anneden yavruya geçebildiği gibi kaldıkları ortamlardaki hijyen koşullarının kötü olması sonucunda da yavruya geçmiş olabilirler.

Karın bölgesinde şişlik, ağız kokusu, kötü kokulu gaz çıkarma, kaşıntı, ishal ve ateş gibi belirtilere neden olurlar. Bu nedenle yavru kedinin dışkısından alınacak küçük bir parçanın incelenmesi sonucunda eğer parazit varlığı tesbit edilirse gerekli tedavi düzenlenmeli ve bu parazitlerin daha erken yaştaki yavrunun gelişiminde meydana getirebilecekleri olumsuz etkiler ortadan kaldırılmalıdır.

Bu nedenle yavru kedinin dışkısı, formu, kıvamı ve kokusu gibi özellikler yönünden incelenmeli ve dışkıda değişiklik görüldüğünde veteriner hekime başvurulmalıdır. Yavru kediniz ile birlikte yaşamaya başladığınız ilk günlerde davranışlarını, etrafına karşı ilgisini, oyunculuğunu, yemeğini yiyip yemediğini, sağlık durmunda bir değişiklik (ishal, kusma…) olup olmadığını dikkatli bir şekilde gözlemlemelisiniz.

Çünkü bazı hastalıklar belirtilerini hemen göstermeyebilir. Bu tip hastalıkların ilk kontrolde (eğer bir semptom görülmüyorsa) tespiti zordur ve veteriner hekiminiz tarafından da tespit edilemeyebilir. Bu yüzden yavru kedinizi iyi gözlemlemeli ve yavru kedinizin durumunda oluşabilecek değişikliklerde veteriner hekiminize başvurmalısınız.

Yayınlanan Genel |

Yavru Kedi Bakımında Püf Noktaları

Güncelleme Tarihi : Yazar

Yavru bir kedinin annesinden ayrılma yaşı ortalama 2 aylık civarıdır. İlk aldığınızda annesinden ve kardeşlerinden ayrıldığı, yeni bir ortama geldiği için, korkmuş ve ürkmüş olabilir. Gidip herhangi bir köşeye saklanıp çıkmayabilir.

Onu oradan zorla çekiştirerek çıkarmaya çalışmayın, bu onu daha da korkutabilir. Yumuşak bir sesle nazikçe onunla konuşun. Bir oyuncak veya ip benzeri bir cisim bulun ve onun önünde hareket ettirin. Kediler çok meraklı ve oyuncu oldukları için dışarı çıkacak ve büyük bir ihtimalle oynamaya başlayacaktır.

Bir kaç gün içinde size ve çevresine alışacaktır. On için ayrıca kediler için üretilmiş özel kokulu (catnip) fare, top veya benzer oyuncaklar alabilirsiniz. Bunlarla genellikle iyi vakit geçirirler. Yumuşak bir battaniye veya kedi yatağı ile onun uyuyabileceği bir yuva yapabilirsiniz ya da kediler için bu amaçla hazırlanan ürünlerden alabilirsiniz ; çünkü onlar genellikle içine gömülüp yatabileceği ortamları çok severler.

Normalde kedi bakımı köpeğe göre çok daha kolaydır. Her gün sokağa çıkarıp dolaştırmak gerekmez. Eğer uygun (köpeklerin giremeyeceği ve trafiğe fazla yakın olmayan) bahçeli bir eviniz varsa evine, size alıştıktan ve aşıları bittikten sonra onun bahçeye çıkmasına izin verebilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken diğer bir konuda zamanı geldiğinde onu kısırlaştırmaktır.

Aksi halde sokağa çıktıktan sonra ne zaman ve nasıl geleceğini asla tahmin edemezsiniz. Bu yüzden kedi sahibi olunduğunda bu konuyu veteriner hekimle görüşmek ve eğer yavru almak istenmiyorsa kısırlaştırma operasyonunu zamanında yaptırmak gerekmektedir.

Yayınlanan Genel |

Kedilerin Anatomisi

Güncelleme Tarihi : Yazar

Kediler çok güçlü bir anatomiye sahip, yüksek düzeyde esneme yeteneği olan bir iskelete sahiptir. Yaklaşık 230 adet kemikten oluşan iskelet bağlantılarının kendine özgü yapısı bu esnekliğe olanak tanır. Doğada da ileri derecede avlanma yeteneğine sahip bu aile, son derece atak, çevik ve hızlıdır.

Son yıllarda ailelerimizin ayrılmaz parçası olan evcil kedilerin (Felis Domesticus) yetişkin erkekleri 3.5 ile 7 kg. arasında olurken, dişi kediler 2.5 ila 4.5 kilogram arasındadır. Enleri ortalama 30-35 cm., uzunlukları ise 70-80 cm. civarındadır.

Akciğerin içindeki tüpler oksijenin tüm akciğere dağılmasını sağlar. Akciğerler kedinin her iki tarafında ve diyaframın tam üstünde yer alır. Diyafram kedinin soluk alma hızını kontrol eder. Soluk borusu bir anlamda akciğerlerin havalandırma sistemi olarak kabul edilebilir. Dışarı atılması gereken kirli hava ve alınması gereken temiz hava diyaframın kontrolünde soluk borusu aracılığıyla taşınır. Solonum sitemini oluşturan organlar bir çok kedi hastalığının da hedefidirler.

Kedi bıyığı (ya da latince adıyla vibrissae) kalın kedi tüyünden iki ila üç kat kalındır. Burun bölgesinde üst dudağın yanlarından çıkan bıyıklar yine kedi tüyüne kıyasla üç kat daha derine gömülüdürler. Kökleri sinir sistemi kontak halindedir. Bıyıklar tarafından algılanan bir hareket hemen köklerden sinirlere ve oradan beyine iletilerek alınacak aksiyon konusunda bilgilendirme ve uyarı işlevi görür.

Kediler bir şey içerken dillerini inanılmaz bir hızla kullanırlar. Dil hızla suya dalar ve çıkar. Bir anlamda fillerin su içmesine benzer. Ağız suya değdirilmez, su dil aracılığıyla (fillerde hortum) ağza taşınır. Kedilerin dili zımpara gibidir. Üzerinde onlarca küçük odacık vardır ve su içme sırasında bu odacıklar su havuzcuklarına dönüşür. Suya dalan dilin üzerindeki odacıklar su ile dolar ve taşımada dökülmemesi için dil ağza doğru bükülür. Dil aynı zamanda lapa yiyeceklerin yenmesinde de aynı işlevi görür.

Bir kedinin kalbi dakikada 100 ila 200 kere atar. Kalp kapakçıkları hızla açılıp kapanır. Bu sırada eşit ölçüde kan kalbe alınır ve kalpten damarlara pompalanır. Bu sırada kandaki karbondioksit temizlenerek kana oksijen verilmesi sağlanır. Kalp bu anlamda solunum sistemi ile işbirliği içinde çalışır. Kalp sol ve sağ bölüm olmak üzere iki parçadan oluşur ve her iki bölüm de aynı hızla çalışır.

Kediler doğduklarında 26 diş ile doğarlar ve erişkin olduklarında diş sayısı 30’a tamamlanır. Doğumdan sonra 6 ay içinde dişler yenilenir. Kedilerin damakta 2 kedi dişi, 6 ön-diş, 6 ön-azı diş ve 2 azı diş bulunur (16 diş damakta). Çenede ise 2 küçük kedi dişi, 6 küçük ön-diş, 4 küçük ön-azı diş ve 2 küçük azı diş vardır (14 diş çenede). Ön dişler yiyeceği kavramada, köpek dişleri ise hem yiyeceği kavramada hem de savunmada kullanılır. Kedi dişleri, kedinin dişleri arasında en duyarlı olanıdır.

Kedi beyni 20 ile 30 gram arasındadır. Ama diğer memelilerle kıyaslandığında beyni bedenine göre en büyük olan memelidir. Beynin büyüklüğü ile zeka arasında bir bağlantı olsa da –örneğin suya dalabilen kuşların beyni diğer kuşlara göre yaptıkları eylemin karmaşıklığı sebebi ile daha büyüktür- beynin büyüklüğü ile zeka arasında her zaman için birebir ilinti kurmak doğru değildir. Sözgelimi kediler, kendilerinden çok daha iri olan aslanlarla kıyaslandığında daha zekidirler. Öte yandan kedigil ailesindeki canlıların beyin yapısı inanılmaz derecede benzerlik gösterir.

Kediler mükemmel bir kulağa sahiptirler. Hani şu bestecilerin “müzik kulağı var” dedikleri türden işittiklerini tek tek ayrıştırıp değerlendirebilirler. İşitme kediler için hem güvenlikleri (tehlikeden kaçma anının tespiti) hem de avlanmaları (besin olacak canlının yerinin tespiti) için önemlidir. Kediler insanlardan da köpeklerden de daha iyi işitirler. İnsanlar 20 Hz’e kadar sesleri işitirken köpekler 40 Hz’e kadar sesleri işitir. Ama kediler için bu sınır 60 Hz’dir. Bu metrelerce uzaktaki bir böceğin yürüyüşünün ya da saklanan bir farenin soluğunun duyulmasıdır.

Patiler kediler için hareketin ve dengenin temelidir. Tırmanmak, kazmak, savunmak, savaşmak ve spreylemek (cinsel sıvı atımı) için patilere ihtiyacı vardır. Bir kedinin patisi ayağının en son kemiğine bağlıdır. Pençeler esnek ve dönebilirdir. Böylelikle en iyi tırmalama açısını rahatlıkla yakalarlar. Pençeler protein ve keratin dolu bir deri ile çevrilidir.

“Kedi Gözü” deyimlere geçecek ve çeşitli adlandırmalara girecek kadar hayranlık uyandırır. Kediler gözleri ve görme yetenekleri ile ayırt edilirler. Bir kedinin gözü doğumdan 7 ila 10 gün sonra açılır. İki ay içinde de gerçek rengini alır.

Yayınlanan Genel |

Kedilerde Üreme

Güncelleme Tarihi : Yazar

Üreme; canlı vücudu için çok önemli bir fizyolojik olaydır ; çünkü canlılığın devamı için üreme şarttır. Üremenin olabilmesi için fizyolojik gelişimini tamamlamış erkek ve dişinin uygun şartlar altında bir araya gelmesi gerekir. Üreme fizyolojisinde dişi üzerine büyük sorumluluklar düşer. Meydana gelebilecek herhangi bir bozukluk sadece anneyi değil yavruyu da etkiler. Yavru ilk doğduğunda genital organlar gelişimini tamamlamamıştır. Erginliğe geçiş ile birlikte fizyolojik gelişim tamamlanır ve yavru oluşumu sağlanabilir. Bu fizyolojik olayların gidişinde her zaman tam bir düzen olmayabilir. Bu düzensizlikler de üreme ile ilgili problemler ve hastalıklar olarak karşımıza çıkabilir.

DİŞİ KEDİLERDE ÜREME

Dişi kedilerin ergenlik yaşı ( seksüel olgunluk ) çoğunlukla 6-15 ay arasındadır. Hastalık, beslenme ,ırk farklılıkları, iklimsel farklılıklar ve genetik faktörler bu sürenin uzamasına etki eden faktörlerdir. Dişi kediler için en uygun çiftleşme zamanı ise genellikle 12-18. aylar arasındadır. Dişi kedilerin kızgınlık ( östrus ) dönemine geldiklerini anlamak mümkündür. Kedinizin kuyruğunun üst kısmına dokunduğunuzda hemen poposunu kaldırarak tepki verir ve çoğunlukla yumuşak sesler çıkarır . Haraketlilik ve oyunculuk artar. Dışarı çıkma isteği fazladır. Sürekli yalanma ve temizlenme isteği vardır . Dişi kedilerin kızgınlık ( östrus ) süresi ortalama 12 gündür. İki östrus dönemi arasındaki süre ortalama 3-4 aydır. Zaman zaman hormonal bozukluklar, hastalıklar, stres, iklimsel faktörler gibi sebeblerden dolayı bu süre artabilir veya azalabilir.

Dişi kediler östrus döneminin herhangi bir gününde çiftleşebilir ve çiftleşme sonunda gebelik meydana gelecektir. Kedilerde gebelik süresi 58-62 gündür. Kedilerde bir doğumda yavru sayısı genellikle 1-5 arasında değişir. Dişi kedi sahiplerinin kedilerinden yavru almaya karar verdiklerinde unutmamaları gereken birçok önemli nokta vardır. Öncelikle doğacak yavruların sahiplendirilmesi konusu göz önünde tutulmalıdır. Eğer anne yavruları ile ilgilenmezse tüm yavruların bakımının (mamalarını vermek,ciş ve kakalarını yaptırmak,ısınma sorununu çözmek gibi) kedi sahibine kalacağı unutulmamalıdır.

Güç doğum gibi anneyi ve yavruları etkileyebilecek bazı doğum problemleri ile karşılaşma ihtimali ve yavruları sahiplendirene kadar onların bakımı için yapılması gereken harcamaları göz önünde bulundurulmalıdır. Dişi kedi sahipleri kedilerini çiftleştirmeye karar verdikten sonra mutlaka veteriner hekimle görüşerek kedinin doğumuna engel bir şey olup olmadığını öğrenmeli ve kedisini genel bir kontroldan geçirmelidir. Genelde dişinin daha rahat ve huzurlu olabilmesi kendi mekanında olması uygundur. Dişi kediyle çiftleştirilecek erkek kedinin de, sağlık durumunun, mizacının ve genetik bir probleminin olup olmadığı öğrenilmelidir. Çiftleştirme genelde dişinin daha rahat ve huzurlu olabilmesi açısından kendi mekanında olmalıdır. Gebelik dönemine gelindiğinde en önemli konu beslenmedir. Bu dönemde annenin ihtiyaçları çok fazla artacağı için ona verilecek gıdalar özenle seçilmelidir.

Veteriner hekim gerekli görürse vitamin ve mineral takviyesi yapılabilir. Gebelik döneminde kedinin fazla kilo alması engellenmelidir. Hamileliğin seyri sırasında (30- 45- 55. günlerde) veteriner hekime götürülerek hamilelik sürecinin normal olup olmadığı kontrol ettirilmelidir. Çiftleşmeden en az 27 gün sonra ultrason bakısı ile yavruların sağlıklı gelişip gelişmediği ve sayısı öğrenilebilir. Doğumun son günlerinde memeler iyice büyür ve hafifce dokunulduğunda uçlarından süt sızar. Çok çabuk yorulur. Huzursuzluk, iştahsızlık ve gizlenme isteği vardır. Karnı iyice gerilmiş ve yavru sayısına bağlı olarak oldukça büyümüştür. Doğum iyice yaklaştığında sancı hali çok belirginleşir. Doğuma bir veya iki saat kala vulvadan bir miktar sıvı akar ve bu doğumun başlayacağının en önemli belirtisidir. Kediler çoğunlukla kendi başlarına rahatlıkla doğum yapabilirler.

Sadece her hangi bir problem olduğunda müdahale etmek gerekir. Yavrular doğduklarında bir kese içindedirler ve göbek kordonuyla anneye bağlıdırlar.Genelde doğum sırasında anne yavruların göbek kordonlarını keser ve üzerlerindeki zar tabakasını temizler ; ancak bazı durumlarda bunu kedinin sahibinin yapması gerekebilir. Bu nedenle kedi sahibinin elinin altında keskin bir makas, biraz dikiş ipliği ve birazda antiseptik olarak biokadin veya tendürdiyot bulunması gerekir. Yavru doğduğunda üzerindeki zar tabakası elle yırtılır ve yavrunun üzerinden alınır.

Göbek kordonu göbeğin yaklaşık 2 cm ilerisinden bağlanır. Bolca antiseptik sürülür ve bağlanılan yerin 1 cm ilerisinden kordon kesilir. Eğer anne yavruyu yalayıp temizlemiyorsa temiz ve kuru bir havlu ile yavru kurulanır. Normal bir doğumda doğum aralığı 15-30 dakika kadardır. (Bazı doğumlarda bu sürenin 7-8 saate kadar uzadığı görülmüştür) Doğum sırasında eğer yavrunun bir kısmı doğum kanalından çıkmış ve o şekilde sıkışıp kalmışşa anneye yardım etmek gerekir. Bunun için annenin her ıkınması sırasında yavrunun geliş poziyonuna göre arka veya ön bacaklarından dikkatlice çekerek yavruyu dışarı almak gerekir. Eğer anne sık sık ıkındığı halde yavruyu doğuramıyorsa ya yavru çok büyük veya geliş pozisyonu terstir ve bu önemli bir sorundur.

Bu durumda en fazla 30 dakika bekleyip hemen veteriner hekime başvurulmalıdır. Her yavru ie birlikte düşmesi gereken plesanta artığının doğumdan sonra atılıp atılmadığına dikkat edilmelidir ; çünkü herhangi bir plesanta artığının içeride kalması daha sonra ciddi sorunlara yol açabilir. Doğum yapan kediler normal koşullarda yavrularıyla aşırı ilgilidirler ;ancak bazı acemi anneler yavrularından uzaklaşabilir veya yavruya zarar verecek kasıtlı davranışlarda bulunabilir. Böyle durumlarda anneye engel olmak ya da yavruları anneden uzaklaştırmak gerekir.

Eğer yavru sayısı çok fazla ise hepsinin birden anne tarafından beslenmesi çok zor olacaktır. Bu nedenle yavruların bir kısmı biberonla beslenmeli anneye yardımcı olunmalıdır. Aksi takdirde anne beslenemeyerek zayıf kalan yavruları içgüdüsel olarak iyice kendinden uzaklaştıracaktır. Doğumdan sonra annenin beslenmesi normal beslenme dönemine göre çok daha güçlü olmak zorundadır. Bunun için mutlaka veteriner hekime danışılarak bilgi alınmalıdır. Doğum bittikten sonra da anneden bir müddet daha akıntı gelmesi normaldir ; ancak bu süre çok uzarsa (20-30 gün) mutlaka veteriner hekimle görüşülmelidir.

ERKEK KEDİLERDE ÜREME

Erkek kedilerde ilk seksüel olgunluk yaşı 7-11 aydır. Bu süre ırka, iklime , genetik faktörlere, beslenmeye bağlı olarak değişebilir. Erkek kedilerde ilk çiftleşme zamanı ise genellikle 11-12 aydır. Erkek kedilerde çiftleşme siklusu için belirli bir zaman yoktur. Herhangi bir sağlık problemi yoksa her zaman çiftleşmeye hazırdır. Erkek kedi çiftleştirilmeden önce veteriner hekime götürülerek parazit ve genel sağlık kontroller, yaptırılmalı , aşıları tamamlatılmalıdır. Çiftleşeceği dişinin de kontrol altında ve sağlıklı olmasına özen gösterilmelidir.

DİŞİ KEDİLERDE ÜREME PROBLEMLERİ

A) ABORTUS

Normal bir gebelik sırasında çeşitli nedenlere bağlı olarak yavrunun vaktinden önce uterus dışına çıkmasına yavru atma yani abortus denilir. Erken doğum olayı ile abortusu birbiriyle karıştırmamak gerekir ; çünkü erken doğum olaylarında yavru yaşama şansına sahiptir. Yavru atma olaylarında ise yavru anne karnındayken ölür vücut tarafından yabancı cisim olarak değerlendirilir ve dışarı atılır. Yavru atma gebeliğin ilk dönemlerinde olabileceği gibi daha ileri dönemlerde de şekillenebilir. Bazen yavru atmaların farkına varılmayabilir ve hayvanın hamile kalmadığı düşünülür. Özellikle gebeliğin tam olarak tanısının konulamadığı erken devrelerde şekillenen abortus olaylarını belirlemek genellikle atılan yavruların anne tarafından yenilmesi veya saklanması nedeniyle mümkün olmayabilir. Ayrıca kedilerde, çoğunlukla hamilelik sırasındaki yavru ölümlerinde yavrular atılmayarak vücut tarafından mumifiye veya masere edilebilir ve herhangi bir belirti görülmeyebilir. Abortuslar oluşum nedenlerine göre ; enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan yavru atmalar olarak gruplandırılır.

Enfeksiyona Bağlı Yavru Atmalar

Hamile kedilerde herhangi bir hastalığın etkisi ile şekillenebileceği gibi uterustaki bir enfeksiyona bağlı olarak da gelişebilir. Kedilerde Salmonella, E.coli ve Toxoplasma gondi gibi bakteriyel, Panleukopeni veya FIV gibi viral enfeksiyonlar yavru atmaya neden olabilir. Yüksek beden ısısı, anemi ve dehidrasyon ile seyreden ve genel durumun bozulduğu sistemik hastalıklar sırasında da yavru atmalar şekillenebilir.

Enfeksiyona Bağlı Olmaksızın Meydana Gelen Yavru Atmalar

Bu tür yavru atmaların belirgin bir sebebi yoktur. Yaralanma , düşme vb. bir nedene bağlı olarak yavrunun ölmesi, bazen de uterustaki bir anomalinin varlığına bağlı olarak yavru gelişiminin durması nedeniyle abortus şekillenebilir. Ayrıca hormonal yetersizlikler, diabetes mellitus gibi endokrin sistemle ilgili bozukluklar, vitamin yetersizlikleri ve beslenme bozuklukları da yavru atmalara sebep olabilir. Enfeksiyöz veya enfeksiyöz olmayan abortusların belirtileri arasında gebeliğin ilerleyen dönemlerinde iştahsızlık, kusma, beden ısısında artma, durgunluk ve abdominal kontraksiyonlar sayılabilir.

Abortuslarda elbetteki en belirgin semptom ölü yavrunun görülmesidir. Ayrıca vajinal akıntı da önemli bir bulgudur. Böyle bir durumda vakit kaybedilmeden veteriner hekime başvurulması gerekmektedir. Yapılacak ultrasonografik bakılar hem yavru hem de annedeki gelişim ve bozukluklar hakkında daha kesin bilgi verecektir. Zorunlu olmadıkça medikal bir tedaviden kaçınılmalıdır. Eğer yavru atıldı ise uterusun pyometra ( rahim enfeksiyonu ) veya mumufiye yavru yönünden muayene edilmesi gerekmektedir. Uterus içinde atılamayan mumifiye yavruların varlığı ya da pyometra söz konusu ise operatif müdahale gerekmektedir. Toxoplazma enfeksiyonunun tespit edildiği kediler çiftleştirilmemelidir.

B) ANOMALİLER

Uterus Dışı Gebelikler

Döllenmiş yumurtanın çeşitli nedenlerle uterusa ulaşamayarak başka bir yerde gelişmesine uterus dışı gebelik denilir. Kedilerde oldukça nadir görülür. Uterus dışı gebelik yerleşim yerine göre ovarium gebeliği, oviduct gebeliği ve abdominal ( karın boşluğu ) gebelik olmak üzere 3 ‘ e ayrılır . Ovarium ve oviduct gebeliği kedilerde pek gözlenen anomalilerden değildir; ancak abdominal gebelik görülebilir. Abdominal gebelik ya döllenmiş yumurtanın döl kanalına girememesi veya uterusta meydana gelen bir yırtıktan karın boşluğuna düşmesi sonucu meydana gelir. Abdominal gebelikde, döllenmiş yumurta karın boşluğunda plasenta oluşturarak gelişmeye devam eder. Bu gelişim hiç bir zaman tam bir yavru gelişimi şeklinde olmadığından doğum ile sonuçlanmaz. Çoğunlukla belli bir gelişimden sonra yavru ölür veya mumifiye olur. Uterus dışı gebeliğin teşhisi çok zordur. Annede meydana gelen belirtiler yardımıyla veya karın boşluğunun tesadüfen açılması ile teşhis konulur.

Mola

Gebeliğin erken dönemlerinde embriyonun ölmesi ancak yavru zarlarının gelişmeye devam etmesi sonucu oluşan içi sıvı dolu kitlelere mola denir. Genellikle yavrulardan biri gelişirken diğeri gelişemez ve mola oluşumu şekillenir. Tespit edilmesi oldukça güçtür ; ancak doğum sırasında dikkat edilirse görülebilir. Tespit edildikten sonra operatif olarak alınması mümkündür.

Gebelik Rezorpsiyonu

Gebeliğin ilk dönemlerinde yavrunun ölmesi ve vücudun bu dokuları emmesi ile şekillenen ve nadir görülen bir olaydır. Hiç farkedilemeyebilir ; kızgınlıklar arasındaki sürenin uzaması önemli bir bulgudur.

Mumifikasyon

Yavru zarları ve yavru yumuşak doku sıvılarının emilmesi sonucu yavrunun sert deri ile kaplanarak iskelet halini almasıdır. Kedilerde köpeklere göre daha sık görülür. Beslenme yetersizliği , hormonal yetersizlik ve travma nedeniyle oluşabilir. Ultrasonografik muayene ile teşhis edilir. Mumifikasyon sonucu genellikle abortus şekillenir. Abortus şekillenmemişse mumifiye yavru operatif olarak alınabileceği gibi hormon uygulanarak suni doğum ile yavrunun atılması da gerçekleştirilebilir.

Maserasyon

Uterusta ölen yavrunun yumuşak dokularının sulu kahverengi bir kitle halini alması ve yavru iskelet kemiklerinin yumuşayarak birbirinden ayrılmasıdır. Bu erime nedeniyle uterusta iltihabik bir yapı meydana gelir. Sürekli sancı, kilo kaybı ve vulvadan gelen zamanla irinli bir hal alan koyu renkli akıntı en önemli bulgulardır. Tedavi operatiftir, uterusun alınması gerekir.

C ) KEDİLERDE İSTENMEYEN GEBELİKLER

İstenmeyen gebelikler oldukça sık görülen bir durumdur. Kızgınlık döneminde kediler kaçmaya çok meyillidirler ve engel olmak genellikle oldukça zordur. Dişi kedinin kontrol dışında çiftleşmesi sahibi açısından bir takım problemler yaratabilir. Farklı ırklarla çiftleşme nedeniyle doğacak yavruları sahiplendirme güçlüğü bu problemlerin başında gelir. Böyle bir durumla karşılaşmamak için alınabilecek en iyi önlem dişi kedilerin çiftleşme döneminde çok dikkatli olmak ve kaçmasını engellemektir. Östrus döneminin hormon kullanılarak bastırılması , kısırlaştırma, istenmeyen çiftleşme gerçekleşmiş ise hormon kullanılarak yavru oluşumunun önüne geçilmesi istenmeyen bir gebeliğin önlenmesinde kullanılan yöntemlerdir.

Dişi kedinin çiftleştiği görüldüğünde onun hamile kalması önlenmek isteniyorsa vakit kaybetmeden veteriner hekime başvurulmalıdır. Üç gün ara ile yapılacak hormon uygulaması ile sorun büyük ölçüde çözümlenebilir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli unsur zamandır. Çiftleşmeden sonraki 3 gün içinde yapılan uygulamalarda başarı şansı yüksektir. Hormon uygulamalarında amaç döllenmiş yumurtanın uterusa yerleşmesini yani implantasyon denilen bağlanmayı önlemektir. İstenmeyen gebeliklerde uygulanabilecek diğer bir yöntem ise operatif olarak yavrunun alınmasıdır.

Operasyon ile sadece yavru alınabilir ; ancak yavru ile birlikte uterus ve yumurtalıkları da alınması veteriner hekimlerce daha çok tercih edilen bir yöntemdir ve daha sonraki dönemlerde de oluşabilecek istemeyen gebeliklerin de önüne geçer. Uzun süreli hormon tedavisi ile östrusun ertelenmesi veya bastırılması bir takım problemlere sebep olabilmektedir. Bu sebepler arasında en sık görüleni rahim iltihaplarıdır.

D ) KEDİLERDE YALANCI GEBELİK

Kızgınlık dönemi sonrasında çiftleşme olmadığı halde gebelik belirtilerinin görülmesi yalancı gebelik olarak adlandırılır. Kedilerde ovulasyonun, çiftleşmeyle birlikte başlaması nedeniyle köpeklere oranla daha az görülür ve belirtiler dikkat çekici değildir. Kedilerdeki yalancı gebelikte nadir olaraak memelerde süt birikimi görülür. Bu dönemde uterus dokusunda hormon etkisi ile değişimler olmaktadır. Arka arkaya şekillenen kızgınlık sonrası yaşanan yalancı gebelik olaylarında rahim iltihabı meydana gelme riski oldukça fazladır. Yalancı gebelikte memelerde süt birikimi şekillendiği takdirde buna bağlı olarak ağrı ve yangı görülebilir. Bu nedenle yapılacak ilk iş sütün geriletilmesine yönelik bir tedavi olmalıdır. Ancak uygulanacak hormon tedavilerinin sakıncaları da göz önünde bulundurulmalıdır.

E ) KISIRLIK

Dişi kedilerde çeşitli nedenlere bağlı olarak hamile kalamama ve yavru alamama haline kısırlık denir ; ancak kedilerde kısırlık köpeklere oranla daha nadir görülür. Kısırlık; doğmasal ya da edinsel nedenlere bağlı olarak geçici veya kalıcı olarak şekillenebilir. Sonradan oluşan kısırlıkların tedavi ile giderilme olasılığı yüksek olmasına karşın doğmasal olan kısırlıkların giderilmesi pek mümkün değildir. Dişi genital organlarındaki yapısal veya işlevsel bozukluklar, hastalıklar, beslenme, çevresel faktörler kısırlığın sebeplerindendir.

Dişi genital organlarında yapısal bozukluklar doğmasal veya edinseldir. Genital organlarda anatomik olarak normal yapının bozulmasına bağlı olarak çoğunlukla fonksiyonel bozukluklar da gelişmiştir. Dişi kedilerde infertiliteye (kısırlık) neden olan kalıcı hymen (zar) ve tek kornu olması nadir görülen doğmasal bir anomalidir; ancak yavru almak çok ender de olsa görülebilir. Dişi kedilerde nadir olarak görülen hermaphroidismus da ( çift cinsiyetlilik ) bir infertilite sebebidir. Operatif olarak ve hormonal tedavi ile hasta tek cinsiyetli hale getirilebilir; ancak yavru almak pek mümkün değildir. Ovariumdaki gelişim bozuklukları ,ovaryumların tek veya iki taraflı olmaması, ovaryumların gelişmemesi gibi anomaliler de kısırlığa neden olmakla birlikte ovarium kistleri dişi kedilerde görülme olasılığı en yüksek olan infertilite nedenidir. Kedilerde ovarium kistleri genellikle tek taraflı şekillenir. Metastaz özelliği olmamasına karşın klinik belirtilerin geç görülmesine bağlı olarak geç tespit edilir ve tedavi yöntemi olarak kısırlaştırma tercih edildiğinden kalıcı bir infertiliteye neden olur.

Dişi genital organlarında işlevsel bozukluklar, çoğunlukla kalıcı olmayan ve uygun tedavilerle yavru alma olasılığı yüksek olan fonksiyonel bozukluklardır ; ancak ovariumla ilgili anomaliler geliştiğinde kalıcı bir infertiliteye de neden olabilir. Östrusun olmaması , düzensizliği vb. seksüel siklus ile alakalı bozukluklar infertilite nedenleri arasında sayılabilir. Ayrıca kedilerde, sık östrus nedeniyle hormon uygulamaları ve buna bağlı olarak şekillenen ovaryum kistleri, pyometra ve metritis de infertilite önemli infertilite sebeplerindendir. Vulva, vagina ve uterustaki her türlü yapısal değişiklik çiftleşmeye engel olacağından direkt olarak kısırlık nedenleri olarak sayılabilir. Uygun bir tedavi uygulanırsa iyileşebilir ve yavru almak mümkün olur.

Genital Hastalıklar, genital kanalı etkileyerek infertiliteye neden olur; ancak genellikle medikal tedavilere cevap verdiklerinden uzun süreli uygun tedaviler sonrasında yavru almak mümkün olabilir. Enfeksiyöz karakterli vulvitis, vajinitis, metritis ve pyometra gibi hastalıklar ile Toxoplasma gondi enfeksiyonları da kısırlık nedenidir. Uterus mukozasındaki enfeksiyonlara bağlı oluşan hasarlar nedeniyle yavrunun uterusa implante olamaması infertilite sebebidir ; ancak kedilerde sıklıkla yavruların mumifikasyonu, masserasyonu ve buna bağlı infertilite şekillenme olasılığı daha yüksektir.

Beslenme ve çevresel faktörler, dişilerin fertilite yeteneğini etkileyen nedenlerden biridir. Aşırı beslenme, fazla kilolar, proteince fakir gıdalarla beslenme dişilerde fertiliteyi olumsuz etkileyen faktörlerdir. Dişilerde aşırı kilo kadar ileri derecede zayıflığın da ovulasyon yeteneğini düşürdüğü bilinmektedir.Bazı dişiler görünürde hiç bir neden olmadığı halde erkek kediyi kabul etmeyebilir. Bu durum sadece o erkek kedi ile ilgili olabileceğinden başka bir erkek seçmek durumun çözümü için faydalıdır. Ayrıca dişiler kendi ortamlarında daha rahat olacağından mekan değişikliği gibi bir nedenle de çitleşmeyebilirler.

ERKEK KEDİLERDE ÜREME PROBLEMLERİ

KISIRLIK

Doğmasal , edinsel ve çevresel faktörler erkek kedilerin dölleme yeteneğinin olmaması durumuna kısırlık denilir. Erkek kedilerde kısırlığın oluşumunda genetik nedenler , hastalıklar , anomaliler , beslenme ve yaş gibi çevresel faktörler önemli rol oynar.Erkek kedilerde psikolojik nedenler ( kötü şartlar , alışık olmadığı ortamlar ) çiftleşme isteğinin olmaması en sık görülen faktördür. Seksüel isteksizliğin nedenleri genelde fiziki veya psikolojik olduğundan olumsuz şartların düzeltilmesi ve hormon tedavileri ile kolaylıkla giderilebilir ve kalıcı bir infertilite şekillenmez.

Çiftleşme yeteneğinin olmamasının nedenleri ise genellikle edinseldir ve kalıcı bir infertilite söz konusu şekilenmez . Erkekde çiftleşme isteği olmasına karşın ağrıya neden olan penis yarası veya aşırı kilo gibi nedenlerle çiftleşmekten sakınabilir. Sebepler giderildiğinde ise yavru alınabilir.

İnfertilite nedenleri arasında spermin dölleme yeteneğinin olmaması tespiti en güç olan faktördür. Erkekte çiftleşme isteği ve çiftleşme var olduğu halde spermin dölleme yeteneğinin olmaması , az sperm üretimi veya hiç sperm üretilmemesi gibi bir nedenden dolayı kısırlık söz konusu olabilir. Bu nedenlerin oluşumuna erkek genital organlarında özellikle de testislerde kalıcı olabilen fonksiyonel bozukluklar neden olduğundan kısırlığın giderilmesi mümkün olmayabilir. Erkeklerde kalıcı kısırlığın şekillenmesinde en önemli neden anomalilerdir. Çoğunlukla doğmasal olarak şekillenirler ve hemen hemen geri dönüşümleri imkansızdır. Kriptorşizm ( testislerin keseye inmemesi ) anomali olarak şekillenir ve ancak tek taraflı şekillendiği durumlarda yavru alınabilir. Testislerin hiç olmaması, gelişmemesi veya sonradan atrofiye olması, doğuştan tek testis olması, kanalların yapışık veya dar olması, sperm üretiminin olmaması gibi doğmasal veya edinsel nedenlere bağlı olarak gelişen anomaliler de genellikle yavru almak mümkün değildir.

Ender görülmekle beraber hermaphroditismus (çift cinsiyet) olaylarında kalıcı bir infertilite şekillenebilir. Anomalilerde genellikle çiftleşme isteği ve çiftleşme vardır ancak yavru almak pek mümkün değildir. Yetersiz beslenme ve buna bağlı olarak gelişen zayıflık gibi bir metabolik yetersizlikler ise libidonun düşük olmasına neden olur. Ayrıca beslenmenin sperm üretimi ve miktarı üzerine direk etkisi vardır. Özellikle protein ve fosfor yönünden zayıf gıdalarla beslenen erkeklerde sperm üretimi düşüktür. Yaşlanma ile vücudun genel olarak tüm fonksiyonlarında görülen azalma üreme yeteneğinde de düşmeye neden olur. Endokrin bezlerin faliyetindeki azalmalar, testesteron salgılanmasındaki azalmalar ve yaşlanma ile artan eklem hastalıkları fertilitenin azalmasına neden olabilir.

DİŞİ KEDİLERDE KISIRLAŞTIRMA VE FAYDALARI

Dişi kedileri kısırlaştırmanın öncelikli yararı, östrus döneminin ömür boyu ortadan kalkmasıdır. Kızgınlık periyoduyla ilgili davranış bozuklukları, sinirlilik ve evden kaçmalar ortadan kalkacaktır. Zamansız ve istenmeyen çiftleşmeler olmayacaktır. Yumurtalıklar ve rahim alındığından bunlara ait kist, kanser ve iltihaplanma gibi olası riskler ortadan kalkacaktır. Özellikle ileri yaştaki kısırlaştırılmamış dişi kedilerde rahim iltihapları tehlikeli problemlerdir. Zaman zaman maddi açıdan bakıldığında kısırlaştırma operasyonu ekstra bir gider olarak düşünülse de daha sonra yapmanız muhtemel olan birçok harcamayı ortadan kaldıracaktır.

Yayınlanan Genel |

Yetişkin Köpeklerde Beslenme

Güncelleme Tarihi : Yazar

Beslenmede asıl olan besinlerdeki yaşam payı ve daha sonrada gelişim payının belirlenmesidir. Köpeklerde tüm canlılar gibi hayatlarını devam ettirecek bir miktar yiyeceğe ve enerjiye zorunlu olarak ihtiyaç duyarlar. Bu enerji gıdalardaki protein, karbonhidrat ve yağların belirli oranlarda vücutta girdiği kimyasal tepkimeler sonucu açığa çıkar. Yiyecekler içindeki protein kaynağının önemi çok fazladır. Hayvansal gıdalardaki protein tercih edilenidir çünkü besin değeri fazladır. Ayrıca bitkisel protein kaynakları kullanılarak hazırlanan gıdalarla uzun süre beslenen köpeklerde ishal gibi sindirim problemleri yaşanabilir.

Beslenmede öncelikle köpeğinizin yaşam payı denilen miktarı dengeli bir şekilde sağlamayı esas almalısınız daha sonra da köpeğinizin ırk ,boyut ve cinsiyet gibi özelliklerini dikkate alarak gelişim payını belirlemelisiniz. Elbetteki küçük ırk bir Terrier ile büyük ırk Labrador’un günlük besin ihtiyacı aynı olamayacağı gibi dişi ve erkek köpeklerin ihtiyaçları da değişiklik gösterir.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken diğer bir konuda köpeğinizin aktivitesi olmalıdır. Ev içinde yaşayan bir köpekle bahçede yaşayan veya avcılık yapan bir köpeğin enerji gereksinimi farklı olacağından günlük alması gereken miktar da farklılık gösterir. Çevre koşullarıda verilecek mamanın miktar ve niteliğinde önem taşımaktadır. Soğuk bir ortamda yaşayan köpeğin günlük enerji ihtiyacı fazla olacağından karbonhidrat ve yağ oranının daha fazla olması gerekir.

KÜÇÜK BOY IRKLARDA BESLENME ( 1-10 KG )

Küçük ırk köpekler yetişkin canlı ağırlığına 8-12 ayda erişirler. Orta ve büyük boy ırklara oranla daha aktiftirler ve fazla enerji harcarlar. Küçük boy ırkların yüksek enerji ihtiyaçlarının karşılanmasına dikkat ederek uygun mamalar seçilmeli ancak aşırı kilo almaları engellenmelidir. Çünkü narin kemik yapıları bu aşırı yük karşısında deforme olabilir ve özellikle eklemlerde problem yaşayabilir. Enerji kaynağı olarak kullanılan yağların besin içinde protein ile oranına dikkat edilmelidir.

ORTA BOY IRKLARDA BESLENME ( 10-25 KG )

Orta boy ırk köpekler yavru ağırlıklarının yaklaşık olarak 50-60 katı bir yetişkin ağırlığına ulaşırlar. Gelişimleri yaklaşık 18 aylık oluncaya kadar devam eder. Gelişim döneminde uygun ve dengeli bir beslenme ile erişkin ağırlığı kazandırılmalı ve aşırı kilo artışı önlenmelidir. Orta boy ırklarda mama miktarı belirlenirken köpeğinizin ırkı ve aktivitesi göz önünde bulundurularak yapacağınız seçimler veya hazırlanacak diyetler önem kazanmaktadır.

BÜYÜK BOY IRKLARDA BESLENME ( 25 KG ÜZERİ )

Büyük ırk köpekler de gelişim süreci küçük ve orta boy ırk köpeklere göre daha uzun sürer. Bu süre yaklaşık olarak 18-24 aylık oluncaya kadar devam eder ve erişkin ağırlığını kazanır. Bu nedenle kilo almasını engellemeli ve hızlı büyümesi kontrol altında tutulmalıdır. Bu ırklarda sıkça karşılaşılan eklem problemlerine karşı önlem alınmalı, dengeli vitamin ve mineral oranına sahip mamalar tercih edilmelidir. Eğer ev yemeği ile beslemek söz konusu ise hekiminizin gözetiminde kalsiyum, D vitamini takviyeleri faydalı olacaktır. Büyük ırk köpeklerin beslenmesinde dikkat edilmesi gereken bir konuda mamamın miktarıdır. Vücut ağırlığının fazla olması nedeniyle fazla miktarda mama vermek gerekir. Ancak ani yenilen bu fazla miktardaki gıda midenin aşırı genişlemesine ve mide dönmesi adı verilen çok tehlikeli bir rahatsızlığa neden olabilir. Bu nedenle büyük boy ırklarda verilecek miktar en azından ikiye bölünerek verilmelidir.

YETİŞKİN IKÖPEKLERİN BESLENMESİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Yetişkin bir köpeğin gıdasında yüksek oranda protein, karbonhidrat ve yağ bulunmasına dikkat edilmeli
Günde bir öğün beslenmeli (Öğün sayısı, miktar aynı kalmak koşulu ile en fazla ikiye çıkarılabilir).
Temiz su sürekli bulundurulmalı.
Aktivitelerden hemen önce ve sonra yemek verilmemeli.
Özel faaliyetleri olan bir köpekse (koşucu, polis köpeği, av köpeği vb.) uygun diyetler hazırlanmalı ve gerekli takviyeler yapılmalı. Bu amaçla yoğun aktivite sırasında vücudu gerek duyacağı oksijen ve demir ihtiyacını karşılanmak amacı ile uygun oranlarda E vitamini ve selenyum gibi elementlerin takviyesi faydalıdır.
Kalsiyum ve fosfor oranının dengeli olmasına dikkat edilmelidir. Aşırı ve oransız kalsiyumun kireçlenmelere neden olabileceği unutulmamalıdır.
Irkına özgün erişkin ağırlığının korunmasına dikkat etmeli aşırı kilo veya aşırı zayıflaması önlenmeli.
Sindirilebilirliği yüksek gıdalar tercih edilmeli.
Selülozun gıdasında yeterli bulunmasını sağlamalıdır. Böylece bağırsakların rahat çalışması sağlanacağı için sindirim sistemi hızı artırılmış olacaktır. Ayrıca selüloz doygunluğu artıracağından gıdasında yeterli oranda bulunması faydalı olacaktır.
Gıdasında yeterli düzeyde vitamin ve mineraller bulundurulmalıdır.
Köpeklerin sindirim sisteminin laktozu (süt şekeri) sindiremediği dikkate alınmalı ve gıdasında bulundurulmamalıdır.

Gıda değişimi yapmanız gerektiğinde değişimi ani olarak değil yavaş ve günlük artırımlar şeklinde yapmanız sindirim sisteminin adaptasyonu için önemlidir.

Günümüzde yetişkin köpekler için profosyonel mama firmaları tarafından köpeğinizin ırkına özgün boyutları üç ana sınıfa ayrılarak tüm gereksinimi olan temel besin maddelerini yeterli ve uygun oranlarda içeren pek çok mama bulunmaktadır. Bu amaçla ;

Küçük ırk yetişkin köpek mamaları
Orta ırk yetişkin köpek mamaları
Büyük ırk yetişkin köpek mamaları
Yüksek aktiviteye sahip yetişkin köpekler için “performans ”
Allerjik yapıda ki köpekler için “lamb & rice ” denenebilir,
Metabolik hastalığı olan köpekler için de çeşitli “Prescription – Reçete” mamalar bulunmaktadır.

Yayınlanan Genel |

Yavru Köpeklerde Beslenme

Güncelleme Tarihi : Yazar

Köpekler etoburdurlar. Sindirim sistemleri, tek bir mide ve kısa bir bağırsak sisteminden oluşur. Bu sistem et ve et bazlı besin maddelerini kolayca sindirebilir. Yavruların sütten kesilmesi yaklaşık 4-6 haftalıkken gerçekleşir. Irklara göre değişiklik göstermekle birlikte yavru bir köpeğin erişkin hale gelinceye kadar geçen gelişme süreci 10-16 aydır. Gelişme çağında onları en iyi şekilde beslemek gerekir. Bu nedenle gelişme dönemi boyunca beslenme yavru kuru mamaları veya yavru konserve mamalarıyla yapılmalıdır. Yavru köpeklerin besin gereksinimleri, erişkin bir köpeğin ihtiyacından daha fazladır. Bu fazlalık yavruların büyüme dönemindeki ihtiyaçlarından ve aktivitelerinden kaynaklanır. 3 aylık yavru ile 9-10 aylık bir yavrunun gereksinimlerinde bile farklılıklar görülür. Bu yüzden yavrular, gereksinimlerine uygun yüksek biyolojik değerli ve kolay sindirilebilir proteinler, yeterli oranda kalsiyum ve uygun kalsiyum/ fosfor oranı içeren vitamin açısından zengin diyetlerle beslenmelidir. Proteinler, doğru vücut büyümesi ve kas gelişimi açısından önemlidir.

Yavrular 4-5 haftalık olduklarında kuru mama, ıslatılarak yada yavru konserveleriyle karıştırılarak verilmelidir. Böylece yavruların mamalarını koklamaları, yalamaları ve ısırmaya başlamaları teşvik edilir. Bu ıslatma işlemi, kuru mamaya daha fazla aroma kazandırarak tadını, kokusunu ve lezzetliliğini arttırır. Ayrıca mamanın daha yumuşak olmasını ve sütten yeni kesilen yavruların çiğneme refleksini uyarak mamayı daha kolay yemelerini sağlar. Bu uygulamanın yavrularda şekillenebilen mide şişkinlerini, mide dönmelerini ve gaz oluşmasını engellediği de uzmanlar tarafından belirtilmektedir. Mamanın ıslatılaması ilk 2-3 aylık dönemde süt ile yapılabilir. Daha sonraki dönemde mamanın ıslatılması gerekirse bu işlem su, et suyu yada yemeklerin sularıyla yapılmalı, süt kullanılmamalıdır.

Köpeklerin süte gereksinim duyduğu dönem ilk 2-3 aydır. Bundan sonraki dönemlerde süt sindirim sisteminde problemlere ve ishale neden olabilir. Yapılan araştırmalar köpeklerin % 80’inin süte karşı allerjik olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ilk 2-3 aydan sonra süt vermekten kaçınılmalıdır. Ayrıca yavrunun anne sütünden sonra birden bire kuru mamayla beslenmesinin kabızlığa yol açabildiği de bilinmektedir. Mamanın büyüklüğü köpek yavrularına uygun olamalıdır. Büyük taneli bir mamayı yavrunun ağzına alması ve çiğnemesi zor olacağından, bu beslenmeyi olumsuz etkileyecektir. Köpeklerin arasında bireysel farklılıkların da olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle yavru maması hazırlayan ticari firmalar, farklı gelişme dönemleri için farklı tane büyüklüğüne ve farklı formülasyonlara sahip mamalar hazırlamışlardır. Bu konuda en büyük yardımcınız veteriner hekiminiz olacaktır.

Köpeğinize mama alırken mutlaka veteriner hekiminizin tavsiyeleri doğrusunda hareket etmelisiniz. Yavruların mide kapasiteleri, günlük ihtiyaçlarını bir sefer yemeyle karşılayacak kadar gelişmediğinden, yavrular yiyeceklerini birkaç öğünde tüketirler. Yavruların diyetleri 6 aya kadar günde 3 öğün, 6. aydan 12. aya kadar günde 2 öğün, 12. aydan sonra ise günde 1 öğün olarak verilmelidir. Yemek zamanı ve yemek yedikleri yer olabildiğince sabit olmalı ve değiştirmemeye çaba gösterilmelidir. Günde 3 öğün yapılan beslemede yemek zamanlarının sabah,öğlen ve akşam olarak düzenlenmesi yararlıdır. Su katılmak suretiyle hazırlanan ve kendi yapısında yüksek miktarda su bulunduran (konserve gibi) mamalar, küf mantarlarının üremesi için uygun bir ortam yaratır. Bu tip su miktarı fazla olan mamalar, 30-60 dakika içersinde tüketilmediklerinde köpeğin önünden alınmalıdır. Islatılarak verilen mamaların tüketilmeyen kısımlarının süratle bozulabileceği unutulmamalıdır. Yavru köpekler 4 aylık olduklarında geçici dişler dökülmeye başlar ve 42 adet kalıcı diş süt dişlerinin yerini alır. Diş değiştirme döneminde kuru mamaların ıslatılarak verilmesinde yarar vardır.

Bunun nedeni bu dönemde kuru mamanın sert gelmesi ve yavrunun kuru mamalardan yeterince yaralanamamasıdır. Bu dönemde yavrunun biraz iştahsız olması normaldir. Ancak gene de bir miktar yumuşatılmamış (ıslatılmamış) kuru mama verilerek dişlerin temizlenmesi sağlanmalıdır. Çok sık olmamakla birlikte kırılmadan temizlenmiş ve pişirilmiş ilikli büyük kemiklerin verilmesi, köpeklerde dişlerin temizlenmesinde ve çene kaslarının gelişmesinde faydalıdır. Kuru mamayla beslenme köpeklerin gelişimi açısından daha uygundur. Çünkü ticari mamalar, gelişim açısından gerekli olan bütün unsurları dengeli bir şekilde ve yeterli miktarlarda içermektedir. Ev yemekleri ile yapılan beslemenin, gelişim için gerekli olan besin unsurlarını yeterli ve dengeli bir şekilde sağlayamadığı klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Gene de köpeğinizi ev yemekleri ile beslemek niyetindeysiniz, mutlaka veteriner hekiminize danışıp onun verdiği diyetleri uygulayın. Yapılacak yanlış besleme, köpeğinizde gelişme bozukluklarına neden olabileceği gibi, hayatı boyunca kalacak problemlere de yol açabilir. Köpeğinizi ev yemekleri ile besliyorsanız vitamin, kalsiyum gibi maddelerle diyetini takviye etmeniz gerekir.

Kuru mamayla yapılan beslemede veteriner hekiminiz gerek duymadıkça, bu besin unsurlarını diyete katmanıza gerek yoktur. Ancak unutulmamalıdır ki, piyasada bulunan ticari mamalarında arasında kalite farkları vardır. Bu konuda en büyük yardımcınız her zaman olduğu gibi yine veteriner hekiminiz olacaktır. Ev yemekleriyle yapılan beslenme, köpeğinizin seçici bir beslenme alışkanlığına sahip olmasına neden olabilir. Çeşitli tatlarda ve lezzetlerde yemek vermek, beslenme uzmanlarının yanlış olarak vurguladığı bir harekettir. Çünkü ne kadar çok çeşitlilik yaratılırsa, köpeğinizin beğenmeme ve yememe olasılığı da o oranda artacaktır. İyi kalite ticari mamalara erken yaşta alıştırılan yavrularda, seçici yem tüketiminin önüne geçilmiş olur. Kalsiyum ve fosfor gibi iki temel besin maddesi, yavruların diyetinde yeterli ve dengeli bir düzeyde bulunmalıdır.

Çünkü kalsiyum ve fosfor düzeyi düşük mutfak artıklarıyla beslenen yavrularda sıklıkla raşitizm gelişmektedir. Köpeklerin aşırı yağlanmasına izin verilmemelidir. Aşırı kilo alma ve yağlanma bir taraftan güzelliklerini diğer bir taraftanda sağlıklarını bozmakta ve hayatlarını kısıtlamaktadır. Bu yüzden iyi dengelenmiş ve denetimden geçmiş köpek mamalarının paketlerinde yazılı bulunan beslenme talimatlarına ve miktarlarına, veteriner hekiminiz aksi birşey söylemedikçe mutlaka uygun olarak davranın. Aşırı mama tüketiminin midede rahatsızlıklara ve ishale neden olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Kuru mamayla beslenen köpeklerin içme suyu gereksinimleri daha fazladır. Bu yüzden önlerinde her zaman taze ve yeterli miktarda temiz su bulunmalıdır. Köpeğinize içme suyu olarak musluktan akan suyu vermekten kaçının.

Köpeğinizin mama ve su kabı ayrı olmalıdır. Bu kaplar ayak altından uzak bir yere konulmalı ve her öğün sonrasında temizlenmelidir. Köpeğinizin deviremeyeceği büyüklükte ve şekilde su ve mama kabı seçmeye özen gösterin. Köpeklerin diyetlerinde ani değişiklikler yapmaktan kaçınılmalıdır. Böyle bir işlem gerekliyse kademeli olarak yapılmalıdır. Köpeğinizin mamasını yeni bir mama ile değiştirirken, bu değişimi ortalama 7 günlük süreç içersinde yapmanız hem onun alışması hem de sindirim sistemi açısından faydalı olacaktır. Köpeğinizin eski mamasıyla yeni mamasını karıştırın ve bu karışımdaki yeni mamanın miktarını her gün arttırarak mamayı verin. Bu bağırsak mikroorganizmalarının yeni mamaya adaptasyonu açısından önemlidir.

Yeni mamaya alışıncaya kadar dışkıda; miktar, kıvam ve renk açısından oluşabilecek değişikler normaldir. Adaptasyon sürecinden sonra bunlar normale dönecektir. Değişiklik ani bir şekilde yapılırsa ishal olma ihtimali çok yüksektir. Köpekler bazen ot yerler ve de kusarlar. Çok sık karşılaşılmadığı sürece bu olay normal olarak kabul edilir. Bunun nedeni, köpeklerin yaşadığı karın ağrısı ve kendilerini rahatsız eden safrayı dışarı çıkarmaktır. Temel olarak köpeklerin tatlıya gereksinimleri yoktur. Şeker ve şekerli yiyeceklerin uzun süre verilmesi sonucunda sindirim sisteminde bozukluklar, diş çürümesi, yağlanma ve şeker hastalıkları şekillenebilmektedir.Köpekler havuç, yeşil sebzeler ve elma gibi bazı meyvaları da hoşlanarak tüketirler.Bunun beslenme açısından bir zararı yoktur.

Köpeğinize balık kılçıklarıyla tavuk gibi ufak kümes hayvanlarının kemiklerinin verilmesi, sindirim sistemine takılmaları ve batmaları gibi istenmeyen rahatsızlıkların meydana gelmesine neden olacağından kesinlikle verilmemelidir.Köpeklere asla çok sıcak ya da çok soğuk yiyecekler verilmemelidir. Evde kendimiz için hazırladığımız salçalı, baharatlı ve yağlı yemeklerin verilmesinin köpeklerde sindirim sistemi ve allerjik deri problemlerine neden olabileceği unutulmamalıdır. Köpeklerde allerjik reaksiyonların tedavisi uzun süren, zahmetli bir süreçtir. Kuru mamayla beslenen bir köpeğe peynir, salam gibi maddelerin verilmesi gereksiz ve de yanlıştır. Bu tip besin maddeleri de köpeğiniz için allerjik olabilir. Erişkin (adult) mamaya geçişiniz, köpeğinizin büyümesi durduktan sonra olmalıdır.

Irklara göre erişkin mamasına geçme yaşı aşağıda verilen tablodaki gibidir :

Küçük ırk (2.5-10 kg) 8-12 aylık
Orta boy ırk (10-25 kg) 12-18 aylık
Büyük ya da dev ırk (>25 kg) 12-24 aylık
Genel olarak köpeğinizin beslenmesinde bu hususlara dikkat etmeli ve özen göstermelisiniz. Ancak büyük yada dev ırk (erişkin ağırlığı 25 kg’ın üzerinde olan köpekler) bir köpek yavrusu sahibiyseniz bu tip ırkların gelişim süreci 12-24 ay kadar sürmektedir. Büyük ve dev ırk köpeklerde gelişim, hayatlarının ilk aylarında gayet değişkendir. Haftalar geçtikçe vücut ağırlığı ve kemiklerin büyümesi artış gösterir. Bu tip ırklarda çok hızlı bir canlı ağırlık artışı, kemikler ve eklemlerde düzeltilmesi zor gelişim bozukluklarına neden olduğundan aşırı beslenmeden kaçınılmalıdır.

Canlı ağırlık artışı belirli zaman aralıklarıyla düzenli bir şekilde izlenmelidir. Bu tip ırk köpeklerin yağlanmasına izin verilmemelidir. Büyük ve dev ırk köpekler genel olarak bazı ortopedik hastalıklara(osteochondrosis, dirsek displasisi, kalça displasisi gibi) yatkınlık gösterirler. Bu hastalıkların genellikle 4-8 aylık yaş gurubunda görüldüğü ve bazı ırklarda (Alman Çoban köpekleri, Labrador, Rottweiller, Alman Kurt köpeği, Boxer, Golden Retriever, Danua, Dobermen) kalıtsal olduğu bilinmektedir. Yanlış beslenme (aşırı besleme ve fazla kalsiyum verilmesi) bu hastalıklar için risk faktörünü ortaya çıkarır.

Büyük ve dev ırk köpekler genetik olarak hızlı gelişim gösterdiklerinden daha fazla risk altındadırlar. Bu riskleri en aza indirmek, büyük ve dev ırklar için özel olarak geliştirilmiş mamaların kullanılması ile sağlanır. Eğer böyle bir mama kullanıyorsanız hiç bir ilave vitamin ve minerel katkısı yapmanıza gerek yoktur. Ayrıca mama tüketimi kontrol altında tutulmalıdır. Köpeğinizin mamasına dışarıdan ekstra bir takım takviyeler yaparken mutlaka veteriner hekiminizin bilgisine başvurmanız gerekmektedir.

Yavru mamaları, yavru köpeklerin büyüme ve gelişme dönemindeki yüksek enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere düzenlenmiştir. Bu mamalar yeterli miktarda kalsiyum, yüksek oranda protein, yağ asitleri, mineral ve vitaminleri içermektedir ve junior, puppy gibi isimlerle adlandırılırlar.

Yayınlanan Genel |

Köpeklerde Üreme

Güncelleme Tarihi : Yazar

Anatomik gelişimini tamamlamış dişi ve erkek bireylerin uygun şartlar altında çiftleşerek sağlıklı yavrular oluşturması tüm diğer türlerde olduğu gibi köpeklerde de üreme olarak tanımlanır. Birey sağlığı ve hayatiyetini çok fazla ilgilendirmese de türün devamını sağlayan temel fizyolojik faaliyet üremedir. Özellikle de insan eliyle müdahale gören köpek yetiştiriciliği alanının bir numaralı konusudur. Köpeklerde üremenin patolojisi ( bozukluk yada hastalıkları ) ve psikolojisini incelemeden önce fizyolojisi ile ilgili özellikleri ele alalım.

Köpeklerde ortalama 7-10 ay arası ‘puberte’ ( yani cinsel erginlik ) gelişir. Ancak ırk iriliğine bağlı olarak bu süre uzayabilir. Çok iri ırklarda 18 hatta 20. aya kadar bile sarkabilir. Dişi köpeklerde puberte başladığının anlaşılması genelde ilk kanamanın fark edilmesiyle olur. Ancak ilk periyoda ait kanama bazen farkedilmeyecek kadar hafif geçebilir. ‘Östrus’ olarak adlandırılan bu periyod ortalama üç-dört hafta kadar sürer. Bu süreç yaygın kanının aksine yanlızca kanlı akıntıyla sınırlı değildir. Periyodun İlk haftasında vagen bölgesi giderek şişmeye ve kızarmaya başlar.

Haftanın sonuna doğru sulu bir kanamanın başladığı ikinci döneme geçilir. Bu bölüm de ortalama dokuz gün sürer ve kanama azalarak kesilir. Sonrasında da yaklaşık bir hafta kadar vagen ödemli ve kızarık haldedir. Libido yani cinsel istek de özellikle bu dönemde belirginleşir. Zaten ovulasyon ( yani yumurtalıklardan dişi yumurta hücresinin salınması ) da genellikle kanamanın kesildiği bu anda olur. Yoğun kanamanın kesildiği ilk günler -yetiştiriciler için- hamileliği oluşturabilmek adına en yüksek ihtimalli olan zamanlardır.

Dişi köpeklerde anlattığımız bu olaylar kadınlardaki regl döneminin karşılığı olarak kabul edilir. Ne var ki, insanlardan farklı olarak dişi köpeklerde yumurtlama bu esnada olur. Ve de yine insanların aksine, ‘hamilelik’ ancak regl esnasında gerçekleşen çiftleşmeyle şekillenebilir. Dişi bireyler için ‘libido’ yanlızca östrus dönemindeki birkaç gün için hissedilen bir duygudur.Onlar bu dönemde ayrıca ‘feromone’ adı verilen özel bir tür koku salgılarlar. Erkek bireyler bu kokuyu çok uzak mesafelerden bile kolayca alır ve cezbedici etkisine girerler.

Bu sayede doğada yaşayan köpekler türlerinin devamını garanti altına almayı başarabilmişlerdir. Ancak yine aynı özellik sebebiyle şehrin ortasında dişi köpeğinizi tuvalet ihtiyacı için dışarıya çıkardığınız anda kalabalık bir erkek köpek grubuyla karşılaşabilirsiniz. Östrus ortalama altı ayda bir olmak üzere senede iki kez tekrarlanır. Ancak çok fazla faktörden etkilenen bu sürenin dört aya kadar inmesi veya on iki aya kadar uzaması mümkündür ve herhangi bir hastalık anlamı taşımayabilir. Dişi köpek için östrus dönemi, ya yaşanan bir çiftleşme ile bireyin hamile kalması ya da bu hormonal ve fizyolojik olayların sönmesi şeklinde sona erer. Devamında bir sonraki östrusa kadar geçirilen uzun bir cinsel dinlenme periyodu vardır. Dişi için tamamen aseksüel geçirilen bu döneme de ‘Anöstrus’ adını veriyoruz. Köpekler ilk periyodlarında çiftleşerek hamile kalabilirler.

Zaten doğada da genellikle böyle olur. Ancak yetiştiricilikte bu durum pek tercih edilmez. Çünkü aslında dişi birey regl olsa da hamilelik ve doğum süreci için anatomik olarak biraz daha gelişim göstermelidir. İkinci, hatta daha iyisi üçüncü periyot beklenirse anne ve yavrular için çok daha sağlıklı bir hamilelik, doğum ve süt emzirme dönemi yaşanabilir. Hamilelik oluşması için zamanlamanın en önemli faktör olduğu söylenebilir.Erkek sperma hücreleri rahim ağzına bırakıldıktan sonra kamçı hareketiyle bütün rahimi geçerek umurta kanallarına kadar tırmanırlar.Burada beş gün kadar hayatta kalırlar.Yani yumurtlamadan beş gün öncesindeki çiftleşmenin hamilelik oluşturması mümkündür. Oluşan yavruların tek babadan yada çiftleşilen tüm babalardan döl alması mümkündür..Dişi köpek birden fazla sayıda yumurta üretir. Bunlardan herbirinin ayrı bir spermayla birleşmesinden oluşan yavruların yanı sıra, döllenmiş yumurtanın bölünmesiylede ikiz yavruların oluşması mümkündür.

Doğru zamanda gerçekleşen çiftleşme sonrasında erkek birey, üreme fizyolojisinin tamamen dışında kalır. Fekondasyon yani anneye ait yumurtanın sperma tarafından tohumlanmasıyla artık anne ve yavrular için birlikte verilecek uzun bir yaşam mücadelesi süreci başlamıştır. Kayıtlara geçen en çok yavru sayısı 21 yavruyla bir labradora ait olsada köpeklerde ortalama iki ile beş arasında yavru üreten hamilelikler oluşmaktadır. Bu sayıyı etkileyen çokça faktör olsa da başlıcalarının ırk farklılıkları, beslenme ve yaş olduğu söylenebilir.

Köpek türü, dünya üzerindeki varlığını çok eski çağlardan günümüze kadar taşıyabilmesini tamamen üstün üreme yeteneğine borçludur..Her türlü viral-bakterial salgınlar, yetersiz yaşam ve beslenme şartları -doğal afetler hep bu özellik sayesinde kolayca aşılabilmiştir. Hatta çok yaygın bir inanışa göre dinazorların neslinin tükenmesine sebep olan Distemper adlı bir virustur.Bir etobur virusu olan bu etken günümüzdede pek çok köpekte ölümcül hastalıklar yaratmaktadır.Ancak dinazorladakinden çok daha hızlı ve batın yavru sayısı çokluğu problemin köpek türünü tehtid eder boyuta getirmekten çok uzak kalmasını sağlamıştır. Günümüzde aynı mantığın, sokaklarda yaşayan köpeklerin, yetiştiriciler elinde üretilen saf kan ırklara göre çok daha fazla yavru doğurmasını sağladığını görmekteyiz.

Köpek hamileliğinin süresi 57 gün ile 63 gün arasında kabul edilmektedir.Önce ve sonrasındaki süreler fizyolojik sınırlar dışı kabul edilip herhangi bir bozukluk varlığı araştırılmalıdır. Ortalama 60 günlük olan bu süre genellikle 20 şer günlük 3 safha olarak ele alınır..İlk 20 günlük periyotda yavrular hücresel boyutlarda olduğundan herhangi anatomik veya fizyolojik bir değişim yaratmazlar.Annenin kilosu iştahı ve davranışları tamamen aynıdır.Bu dönemde hamileliği dışardan bakarak hatta klasik yöntemlerle muayene ederek anlamak mümkün değildir.

İkinci dönemde yavruların büyüme hızı artar. Özellikle bu periyodun ikinci yarısında annenin iştahında belirgin bir artış olur.Buna bağlı kilo artışıda hissedilmeye başlar.Annenin iştahındaki artışın, gelişmeye başlayan yavruların ihtiyacı olan kalsiyum fosfor gibi önemli minerallerle besin maddelerini sağlamak gibi bir biyolojik sebebi ve gerekliliği vardır.Bu yüzden artık yavaş yavaş beslemeyle ilgili bazı kurallara dikkat etmek önem kazanmaya başlar. Dönemin sonlarına doğru hareketlerdeki yavaşlama ve meme dokularında gelişen ödem dikkat çekmeye başlar.Dış görüntü çok fazla ip ucu vermesede artık el muayenesiyle gebelik teşhisi bu dönemde artık mümkün hale gelmiştir. Son yirmi günlük üçüncü dönemde iştah artışının yanısıra karın bölgesindeki şişkin, memelerdeki süt salgısı dikkat çeker hale gelmiştir. Gebeliğin sonunda ciddi derecede davranış değişimleri söz konusu olur ve kısa dönemde de doğum şekillenir.

Yayınlanan Genel |

Parazitlerden Korunma Yolları

Güncelleme Tarihi : Yazar

İÇ PARAZİTLER:
Kancalı Kurtlar:

Kancalı kurtlar daha çok yavru köpeklerde görülür, ama her yaştaki köpekler ciddi biçimde bu kurtlara yakalanabilirler. Köpekler parazitin larvalarını yutarak kancalı kurtlara yakalanabilir veya larvalar köpeğin derisine girer. Yavru köpekler kancalı kurtları annelerinden doğumdan önce vaya meme emerken kapabilir. Zaten hasta ve zayıf olan köpekler kolay bir hedef oluşturur ve önlem alınmadığı takdirde ölüme kadar götürebilir. Parazitin yumurtaları taze bir dışkı örneğinde mikroskop altında görülebilir. Tedavi rutindir,ama köpeğin çevresini temiz tutarak onu kancalı kurlardan koruyabilirsiniz. Düzenli olarak bölgedeki dışkıları alın, çimleri kısa ve olabildiğince kuru tutun ve asfaltlı veya taşlı yolları dezenfektanlarla yıkayın.

İnce Bağırsak Kıl Kurtları ve Soluncanları:

Kıl kurtları ya da askaritler, yavru köpeklerde sıkça görülür. Çoğu yavru hiç bir belirti göstermez. Ama diğer köpekler ve çocuklarada bulaşabilecek milyonlarca yumurtayı çevereye dağıtırlar.Kıl kurtları beyaz,ser,ince ve yuvarlak spagheti görünümündedir ve yaklaşık 6 cm’e kadar uzarlar,çoğu zaman yay gibi yuvarlanırlar.Yetişkin köpekler kıl kurtlarına karşı bağışık olabilirler ve hiçbir belirti göstermeyebilirler.Veteriner hekiminiz, kıl kurdu bulunduğu takdirde gerekli işlemleri yapacaktır.

Tenyalar:

Bu parazitler köpeğin anüsü çevresindeki tüylerde, yatağında veya dışkısında görülebilir.Canlı iken anüs parazitleri kırık beyaz.yassıdır ve ileri geri sallanır;kuruduklarında sarılaşırlar.şeffaf olur ve bir pirinç tanesine benzerler.Anüs parazitlerine yakalanmış bir köpek kilo kaybedebilir ve zaman zaman ishal olur. Eğer köpeğinizin anüs parazitlerine yakalanmış olduğunu düşünüyorsanız, veteriner hekiminize danışınız.

Kalın Bağırsak Kurdu:

Kalın bağırsak kurtları,köpeğin sindirim sisteminin alt kısımlarında yaşar.Bazı köpekler hiç bir belirti göstermez,dolayısıyla veteriner hekiminiz dışkısını muayene ederek tanıyı koymalıdır.Başka köpekler zaman zaman oluşan ishal,anemi,kilo kaybı,halsizlik ve sağlık durumunda genel bir bozulma gösterelebilir. Tedavi için ilaç şarttır.Köpekler kalın bağırsdak kurtlarını,etrafı koklayıp yalayarak aldıklarından,yukarıda da belirtildiği gibi köpeğin yaşadığı bölgeyi temiz tutumak gerekir.

Köpeğinizin solucan,kancalı kurt,kıl kurdu,anüs parazitleri veya kalın bağırsak kurtlarına yakalandığından kuşku duyuyorsanız,bir ya da iki dışkı örneğinin mikroskop altında incelenerek sorunun türünü ve boyutunu tespit etmek ve böylece en etkin tedavi yolunu bulmak gerekir.Asla kurt tedavisini kendi başınıza yapmayın;yanlış bir kurt tedavisi,kurtların kendisi kadar köpeğe zarar verebilir.

DIŞ PARAZİTLER
KENELER VE PİRELER

Enfeksiyon hastalığının taşıyıcısı olarak keneler her köpek için ciidi tehlike oluştururlar.Özellikle köpeklerin en çok dolaşmayı sevdikleri açık alanlarda gözlenir.Nisan’dan Ekime’ kadar çalılıklarda,otlar üzerinde serbestçe yaşar,kan emebilecekleri bir noktada kanca benzeri ısırma organelleri ile deriyi delerek gömülürler.Dişi kene,salyasınddaki özel bir yapışkan madde sayesinde kan emdiği noktaya kendini güçlü bir biçimde kilitler.Bu sayede ortalama bir hafta süren kan emme öğünü boyunca konakçının kendisini uzaklaştırmasına meydan vermez.

Kenelerin Yol Açtığı Zararlar:

Tek bir kene ısırığı dahi köpeklere hatta insanlara viral ve bakteriyel hastalıkları bulaştırabilir.

1) Lokal İrritasyon: Konakçının derisine gömülen ağız organeli yangısal reaksiyonlara yol açar.Burada daha sonra baktariyel enfeksiyonlar da gelişebilir.Kene gömülü olduğu yerden tam olarak çıkartılamaz ve deri içinde bir kısım ağız organelleri kalırsa bu durumda daha ciddi ve yaygın bir yangı meydana gelir.

2)Kenelerden Kaynaklanan Hastalıklar :

a)Borreliosis (Lyme hastalığı): Keneler tarafından bulaştıraılan bu hastalığın etkeni Borrelia adlı bir mikroorganizmadır.Hastalık 1975’de önce insanlarda ve 1980’lerin ortalarında evcil hayvanlarda teşhis edilmiştir.Almanya’da kenelerin 10% oranında Borrelia ile enfeste olduğu,bu oranın bazı bölgelerde 20% ‘ye kadar çıktığı bildirilmiştir. Hastalık etkeni bakteriler kenenin barsakları ve salya bezlerine yerleşir ve kan emme sırasında konakçıya bulaşır.Lyme hastalığının klinik septomları çeşitlilik gösterir.İnsanlarda ısırık noktasında 1-3 hafta sonra gelişen derideki kızarıklığa ateş ve lenf yumurtalarının şişmesi ile seyreden grip benzeri semptonlar eşlik eder.Birkaç hafta veya ay sonra vücudun etkilenen yerlerinde ağrılı nevritis ve felçler meydana gelebilir.Köpekte belirgin semptomlar başlangıçta çevreye kayıtsızlık ve 40-41C ateş,daha sonra ise topallık,kas eklem ağrısı ver diğer sinirsel bozukluklardır.

b)Babesiosis : Bir kan paraziti olan Babesia,Türkiye’de ve tüm dünyada subtropikal ve tropikal bölgelerde yagındır.Akdeniz ülkelerindeki yoğun turist trafiği sayesinde hastalık orta ve Kuzey Avrupa ülkelrine de giderek yayılmaktadır.enfekte keneler sağlıklı konakçıdan kan emdeikleri sırada paraziti de naklederler.Parazir enfekte konakçının alyuvarları içinde ikiye bölünerek çoğalır ve alyuvarları parçalar.Babesis fonksiyonunun bulaşmasından 1-3 hafta sonra konakçıda ateş,giderek artan durgunluk,anemi,mukoza ve göz kapaklarında sarılık,dalak şismesi ve kan işeme maydana gelir.Hastalığın şiddeti konakçının bağışıklık durumu ile yakından ilgilidir.Tavsiye edilen en iyi mücadele yöntemi,vektör kenelerin yok edilmesini amaçlayan,uzun etkili kene ilaçlarının kullanılmasıdır.

3)Kene Felci : Bazı kene türlerinin dişileri,kan emme sırasında belli dönemlerde bir nörotoksin üreterek sinirsel impuls geçişini bozar.Hastalık bulaşan köpeklerin arka bacaklarında ilerleyen bir felç ve nadir vakalarda solunum felcine bağlı ölüm meydana gelir.Kenelerin kısa sürede uzaklaştırılmaları ile semptomlar 24 saat içinde kaybolur.

Pire

Pirelerin verdikleri zararlar:

1)Kan Kaybı: Küçük köpek ırklarında veya yavru hayvanlarda yoğun pire enfeksiyonu şiddetli kan kaybına,anemiye hatta ölüme yol açar.

2) Barsak Parazitlerinin Taşınması: Pireler d.canimum adlı şeritin ara konakçısıdır.Bu şekilde enfekte köpekler dışkıyla çevreye kabak tohumu şeklindeki halkaları yayaylar.Halkalar içerisindeki yumurtalar pire larvaları tarafından yutularak burada larva formu gelişir.Şerit larvasını taşıyan ergin pire çiğneyerek yutulursa,larvalar gelişmelerini tamamlayarak konakçının bağırsağında şerit haline dönüşür.

Bu bakımdan pire teşhis edilen köpeklere,bu şeritlere karşı koruyucu amaçla etkili bir şerit ilacı uygulamak gereklidir.

3)Pire Enfetasyonuna Bağlı Deri Hastalıkları: Pireler ısırdıkları noktada lokal tahrişe,deri hastalıklarına(pire ısırığı detarmasisi) ve sitemik karakterde alrjik reaksiyonlara (pire alejisi detarmatisisi) yol açarlar.Isırık detarmasisleri özellikle karında,bacak içlerinde ve kuyruk altında,ısırma ve kaşınmadan kaynaklanan kızarıklık,kabarcık oluşumu ile seyreder.

Evcil hayvanlarınızda kene ve pirelerdden kaynaklanabilecek problemleri önlemenin en etkin yolu,veteriner hekimizin tavsiye edeceği güçlü ve uzun etkili antiparaziter ürünleri kullanmaktan geçer.

Rahatsız edilmediği sürece bu minnacık korkunç pire, dört ayaklı dostlarımız üzerinde 100 günden daha uzun süre yaşayıp üreyebilir.Bir uzay gemisinden 50 kat daha hızlı bir şekilde hız kazanabilir ve bazıları kendi boylarının 150 katı yükseğe zıplayabilir.Bu bir insanın 3.500 metre yükseğe zıplamasına benzer.Veteriner hekimlerin pireye böyle savaş açmalarına şaşmamak gerekir.

Pireler sıcak havalarda ortaya çıkar ama ev içinde yaşayan hayvanlarda ve kapalı mekanlarda tüm yıl boyunca görünebilirler.Pireler kan ile beslenen asalak böceklerdir.Onların üzerinde veya evinizde küçük,karabiber tanelerine benzeyen lekeler görebilirisiniz,minnacık kara lekeler.Bu kara lekelerin pire olup olmadığını anlamanın en kolay yolu,onları ıslak beyaz bir kağıdın üzerine koymaktır.Kızıl ya da kahverengiye dönüşürler ise,başınız pireler ile dertte demektir.Lekeler kanla dolmuş pire dışkıları veya larvalardır.

Yayınlanan Genel |
HEMEN ARA
NAVİGASYON